|
Halk Edebiyatı |
1- Türküler:
Çöreği dağının günden yüzü Tez açılır gülü nergizi Giritlinin Emine gızı Yaktı beni kül eyledi. Eminem oturmuş daşın üstüne Zülfünü taramış kaşın üstüne Selamın gelirse başım üstüne Eminem Eminem gelin Eminem Evlerinin önü dut ağacı Dutun yaprağı zehirden acı Gurban olam Fikriye bacı Söyle Eminem nereye gitti Eminem oturmuş kahve pişirir Kınalı parmakları fincan deşirir Eminemin bakışı akıl şaşırır Eminem Eminem gelin Eminem Çift dağlar başına salın Eminem
Evlerinin önü bostan Selam geldi nazlı dosttan Karsantı'da Kürt Osman O da yangın Sarı Gelin'e Evlerinin önü üzüm Gelin sende kaldı gözüm Santralci Memet Uzun O da yangın Sarı Gelin'e Evlerinin önü kement Tütün ektim demet demet Karsantı'da Çete Memet O da yangın Sarı Gelin'e Evlerinin önü çalı Çalıya sermişler şalı Köylerinde Paşa Veli O da yangın Sarı Gelin'e Evlerinin önü üzüm Yaprakları düzüm düzüm Karsantı'da Ahmet Uzun O da yangın Sarı Gelin'e Evlerinin önü bostan Kızlar giyer carse fistan Karsantı'da Kürt İlhan O da yangın Sarı Gelin'e Evlerinin önü üzüm Kör olaydı iki gözüm Karsantı'da İrfan Uzun O da yangın Sarı Gelin'e Evlerinin önü geniş Gelin bileziğin gümüş Bölge şefi bizim Danış O da yangın Sarı Gelin'e Adana'dan aldım bakır Yağmur yağar şakır şakır Başpınar'da Zıppak Bekir O da yangın Sarı Gelin'e Usul söyle anam duyar Duyarsa donuna koyar Ankara'da Celal Bayar O da yangın Sarı Gelin'e
Gurban kestim gayet yağlı Davanında elim bağlı Boztahtadan Aydınoğlu İreb gaçtı duymadın mı? Sen İrebi görmedin mi? Evlerinin önü bostan Bostana ederler destan Boztahtadan Börüklü Osman İreb gaçtı duymadın mı? Sen İrebi görmedin mi? Evlerinin önü darı Püskül açar sarı sarı Boztahtadan Farsak Garı İreb gaçtı duymadın mı? Sen İrebi görmedin mi? Evlerinin önü eşik Çalıların başı kesik Boztahtadan Efe Yüsük İreb gaçtı duymadın mı? Sen İrebi görmedin mi? Evlerinin önünden geldik geçtik Bir tas sularını içtik Guzanoğlu, Guzan Guştuk İreb gaçtı duymadın mı? Sen İrebi görmedin mi?
Tilki koydum kümese Tavukları yemese Türkü de çaldığım gızlar Gidip anasına demese Vay gelinler oy gızlar Yanar yüreğim sızlar Gelinlerden fayda yok Gine sağolun gızlar Elinde sarı buçak Sapından dutulacak Goynundaki memeler İlle nasip olacak Vay gelinler oy gızlar Yanar yüreğim sızlar Gelinlerden fayda yok Gine sağ olun gızlar Merdivene basak basak Çıkmak yukarı yasak yasak Genç gızlar dururken Goca garıya da ev yasak Vay gelinler oy gızlar Yanar yüreğim sızlar Gelinlerden fayda yok Gine sağolun gızlar
AĞIT
Koyun gelir yata yata Çamurlara bata bata Gelin Anşam suya gitmiş Yosunlardan duta duta Aman Anşam yaman Anşam Dağlar başı duman Anşam Koyun gelir guzuylan Ayağının tozuylan Gelin Anşam suya gitmiş Yarı görpe guzuylan Aman Anşam yaman Anşam Dağlar başı duman Anşam Erciyesten kar geliyor Çıktım baktım yar geliyor İndim ırmak kenarına Ölüm bana zor geliyor Aman Anşam yaman Anşam Dağlar başı duman Anşam
Evimizin önü otlu Çeşmemizin suyu datlı Ben yavruma gıyamadım Şu toprağa nasıl yattı Garşıdaki bayır mı ola Yol üstünde çayır mı ola Açın yüzünü göreyim Ağ bebeğim uyur mu ola N'oldu guzucuğum n'oldu Açmadan gülüm soldu Bu sene de yıllar devre geldi Seneler senesi ganlı bu sene Gızılgaşın yazıları Ceylan avlar tazıları Anam da ölmüş derler Ağlar mı ola guzuları Samırsağım sağ içinde Yürek oynar yağ içinde Herkesin anası dolanır gelir Benim anam yok içinde N'oldu hatın anam n'oldu Açılırken gülüm soldu Bu sene de seneler devre geldi Seneler senesi ganlı sene Hasta Kul İsmet'im hasta Su vermezler bana tasta Niye başsağlığına gelmez Şu evimi yapan usta
Mani
Maydanoz demet demet Yarimin adı Mehmet Mehmet benim olursa Karışamaz hükümet
* * * * * * * Kara dutun engini Ben istemem zengini Zenginler tamah olur Herkes bulsun dengini
* * * * * * * Kara dutun engini Ben severim zengini Zenginler cömert olur Herkes bulsun dengini
* * * * * * * İki tabak balım var Birini yesem biri var İki tane yar sevsem Biri ölse biri var
* * * * * * * Çorabın ağına bak Döndür de bağına bak Yâr aklına düştükçe Toros'un dağına bak
* * * * * * * Ayva gelmez, nar gelmez Ölüm baba ar gelmez Baş yastıkta, göz yolda Ecel geldi, yâr gelmez Ayağının nalını Eğme kiraz dalını Zenginse dengim değil Köpek yesin malını
* * * * * * * Asma dibinde durdum Bir güzele vuruldum Yazık benim ömrüme Derdimden verem oldum
* * * * * * * Ayva dalın eğer mi? Dalın yere değer mi? Size muhtaç olmayan Böyle boyun büker mi?
* * * * * * * Mercimekten aşım var Ne belalı başım var Yedi dağın ardında Jandarma gardaşım var
* * * * * * * Kavak senden uzun yok Dallarında üzüm yok Ben yarimi küstürdüm Söylemeye yüzüm yok
* * * * * * * Ekin ektim çöllere Biçtirmedim ellere Ne belalı başım var Düştüm gurbet ellere
* * * * * * * Ayşeler hatun olur Etine bütün olur Ayşeyi saran oğlan Sararır tütün olur
NİNNİ: Deveyi deveye çattım Zincirini boynuna attım Anasız yavru büyüttüm Uyu yavrum nenni nenni Evimizin önü otlu Çeşmemizin suyu datlı Ben yavruma gıyamazdım Buralara nasıl yattı Uyu yavrum nenni nenni Nenni desem sadasına Atlı girmiş odasına Mevla'm uzun ömür versin Ağ bebeğin anasına Karşıdaki çınar mı ola Yapracığı döner mi ola Ben yavruma nenni desem Eller beni gınar mı ola Garşıdaki nar ağacı Narı yetmiş ne de acı Ben yavruma çok aradım Bulunmuyor heç ilacı Karşıdaki bayır mı ola Yol üstüde çayır mı ola Açın yüzünü göreyim Ağ bebeğim uyur mu ola Ah şu dağlar olmasaydı Laleleri solmasaydı Ölüm Allah'ın emri Şu ayrılık olmasaydı. Yekin gara devem yekin Dal değiyor kendini sakın Guzum deyi ağıt etsem Gomşuların evi yakın Nenni nenni guzum nenni
* * * * * * * Kebenden göçümüz göçer Anasız bebek ağlayı ağlayı Yoruldum gelinimiz yoruldum Ala beşik sallayı salayı Ninni bebek ninni
* * * * * * * Gudnu zubun kirlenirken Başta püskül sallanırken Ya kimlere babam desin Ağ bebeğim dillenirken Ninni bebeğim ninni
Atasözleri: Allah'ın vurduğunu peygamber sopa ile kovalar. Altın kapılının ağaç kapılıya işi düşer Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmazmış. Analı oğlak yarda oynar, anasız oğlak yerde oynar. Bir kötü gidip de bir iyi gelmez. Bitli baklanın da kör alıcısı olurmuş. Bitmese kösenin sakalı bitmezmiş. Borç yiyen ölmez, rengi sararır. Bu kafa kimin demezler, bu saçı kim tıraş etti derler. Can çıkmadan huy çıkmaz. Can boğazdan gelir. Çam dalından ağıl olmaz, el oğlundan oğul olmaz. Çıkmadık candan umut kesilmez. Çirkefe taş atma üstüne sıçrar. Erim er olsun da evim çalı dibi olsun. Esnek esnek getirir, esnek tokat getirir. Eşeğin çamurlarsa akıl veren çok olur. Eşek çamurlarsa sahibinden kuvvetli kimse olmaz. Etler içinde koyun, erkekler içinde kayın; altınlar içinde Kısmet ecelden fazla çeker. Kısmetindeyse Şamdan gelir. Kış hakkını koymaz. Öğlene yağmur dadanacağına, anama kırık dadansın. Öksüzün eteğine gavurka goymuşlar, eteğim yandı demiş, silkeleyivermiş. Öküz büyür örme kalır. Ölenin ağıtçısı, kalanın öğütçüsü. Ölmüş eşek kurttan korkmaz. Uzun eski başa kadar yanmaz. Üzüm üzüme baka baka kararır. Vadesi yeten adama koyun depiği bahane. Yabancı yağlı aş başında, biribir gözyaşında. Ya uluk olacaksın ya delik Yar göçtüğü gün tozar. Yarım doktor candan eder, yarım hoca dinden eder. Yavşak büyür bit olur; enik büyür it olur. Yaz gününe sabahtan doğan çocuk akşama büyür.
DEYİMLER: Açlıktan yularını gevmek. Adamı kınında boğmak Adamı gındabında boğmak Belerip kalmak. Belinin ipliği çözülmek. Ben sana hadımım diyorum, sen bana kaç çocuğun var diyorsun. Bet beniz kalmamak Beti benzi atmak. Beterin beteri var. Cızgıyıp gitmek. Ciğeri sızlamak. Ciğerini okumak. Cin bıtırak olmak. Deliksiz kabuğa girmek, deliksiz kabağa girmek. Devenin üstünde kuduz dalar mı dalar. Deveyi gördün mü izini de görmedim. Dışı kalaylı içi vay vaylı. Dili güllü olmak. Eli eğri olmak. Eliften kara heceden okumak. Elinden kabuklu ceviz yenmemek. Elledikçe gurdu çıkmak. Elli beş enşel gibi olmak. Fasulye sırığı gibi olmak. Feleğin çemberinden geçmek. Feleğin sillesini yemek. Fol yok yumurta yok. Göv ekin biçilir de harman kalkar mı? Gövce bağlık bir aylık. Göverene gövden iner. Göz gördüğünden korkar. Siğgin teke gibi kokmak. Sulu dereye götürüp susuz diye geri getirmek. Sulu dilim vermek. Suratına bakanın kırk gün kısmeti kesilir. Yalanı var yanlışı yok. Yalayan doymuş, yamayan giymiş. Yalı kazığı gibi dikilmek. Yaradan çeksin tasasını. Yarasa gibi soyunuvermek.
Fıkra: Karatepeli’nin Çocuk Sayısı
Karatepe'ye giden sağlık ekibi bir evden 13 çocuk yazıp, aşı yapmış. Sağlıkçı: - Bu ne kadar çocuk teyze, demiş. Kadın: - Almiyirik, çalmiyirik, ondan bundan da istemiyirik. Allah veriyir bizde aliyirik, demiş.
HOROZLA TİLKİ
Horoz ağaca çıkmış. Tilki ağacın altına gelmiş. Horoza: - Horoz gardeş in ağaçtan aşağıda bir namaz kılalım, demiş. Horoz da: - Tamam ineyim amma garşıdan bir eli tüfekli adam geliyor. O geçsin de ondan sonra, demiş. Tilki: - O zaman ben bir abdest tazeleyim de geleyim, demiş.
KADIN AKLI
Adamın biri bir suçtan dolayı idama götürülüyormuş. Karısı: - Herif, asılmadan gelirsen bir donnucak al getir, demiş. Adam yola düşmüş, yolda kadınlara saldırmış. Adamı jandarmalar zaptetmiş, getirmişler asmaya. Adam: - Evde avradımın aklı, yolda uçkurumun aklı, burada gardiyanların aklı, demiş. Adama acımışlar, sormuşlar ne diyon sen ne derdin söyle, diye. Adam: - Evde avradın aklıyla suç işledim, yolda uçkurumun aklına kandım, şimdi sizinaklınıza uyup idam ediliyom, bir sebebini bile sormadınız, demiş. Affedip salıvermişler.
Efsane: Yüksekören Köyünün kuruluşu Efsanesi Yüksek ören köyü Adana ili, Aladağ ilçesine bağlı olup; il merkezine 80 km ilçe merkezine ise 46 km uzaklıktadır. Yüksekören adının verilmesi köyün güney yönünün Çukurova'ya açık olmasına ve tüm ovanın köyden kuşbakışı görülmesine bağlanmaktadır. Yüksekören köyü 150 yıl önce kurulmuş olan bir köydür. Bugünkü köyün güneyinde "İskan" denen bir yer vardır. Bu yerde çok eski zamanlardan kaldığı anlaşılan, tarihi özellik taşımayan taş yığınları ile kaplıdır. Bu taş yığınlarının bina yıkıntılarına ait olduğu sanılmaktadır. Bu iskan bölgesi yerleşmeye, konut yapmaya çok elverişli olduğu halde buraya hiç kimse konut yapmamaktadır. Eskiden burada çok büyük o zamana göre çok gelişmiş tüm çevrede bilinen merkezi bir köy varmış. İnsanları mutlu imiş. Bir gün bu köye yaşlı bir misafir gelmiş. Köyde birkaç evin kapısını çalarak kendisini bir geceliğine misafir etmelerini istemiş. Her nedense yaşlı amca çeşitli bahanelerle misafirliğe kabul edilmemiş. Yaşlı yabancı köyün içinde bir anda kaybolmuş. Yaptıkları hatayı anlayanlar onu bütün aramalarına rağmen bulamamışlar. Çok geçmeden de bu yaşlının gerçekte misafir olmadığı Hızır aleyhisselam olduğu anlaşılmış. Köylüler bunun üzüntüsünü yaşarken beklemedikleri korkunç bir hastalık salgını ile karşı karşıya kalmışlar. Her gün veba hastalığı olduğu sanılan bu hastalıktan çok sayıda kişi ölmeye başlamış. Geri kalanlar burayı terk ediyorlar. Buraya ev yapılması halinde büyük bir felaket olacağına ev halkının öleceğine inanılır.
Gelin Kaysı Efsanesi Aşiretler Çukurova'dan bir gelin almış gidiyorlarmış. Gelinin başka bir sevdiği varmış. Ancak aşiret ağasının oğlu başlık parasını verip gelini almış. Gelin seymeni aşiretlerin konduğu yer yaklaşınca dua etmiş "Allah'ım beni istemediğim yere gelin edeceğine taş et" demiş. Allah duasını kabul etmiş ve gelinin de içinde bulunduğu düğün seymeni taş olmuş. O yüzden Torosların eteğindeki bir yere gelin kayası denmektedir. Oyunlar: Kara Fatma Oyunu Düğünlerde, özellikle kına gecelerinde oynanan bir oyundur. Amaç düğünün eğlenceli olmasıdır. Oyun için öncelikle erkek tarafından kadın kılığına girmesi için bir erkek seçilir. Seçilen kişiye kadın elbisesi giydirilir, başına eşarp bağlanır, göğüsler için de portakal ya da limon kullanılır. Kara olması için de yüzüne soba isi sürülür. Oyun da adını buradan almaktadır. Böylece seçilen kişi oyun için hazır olmuş olur. Kara Fatma düğünün yapıldığı meydana gelir ve müzik eşliğinde oynamaya başlar. Komik figürlerle halkı güldürmeye çalışır. Oyunda dört de erkek yer alır. Bunlardan biri Kara Fatma'yı sahiplenir. Diğer erkekler de Kara Fatma'yı rahatsız etmeye çalışıp askıntı olurlar. Kara Fatma'yı sahiplenen erkek de diğer erkeklerle kavga eder ve Kara Fatma'yı korumaya çalışır. Halk bu sırada yaşanan komikliklere güler ve eğlenir. En sonunda Kara Fatma'yı sahiplenen adam onu kucağına alarak meydandan çıkar ve oyun sona erer. Oyun genellikle sessiz ve komik hareketlere dayalı olarak geçer. Sinsin Oyunu Sinsin oyunu sadece erkekler tarafından oynanan bir oyundur. Bayanlar oyunu görülebilecek bir yerden seyredebilir. Oyunun oynanabilmesi için geniş, boş ve düz bir zemin gereklidir. Oyun oynanacak alan geniş bir çember şeklinde çizilir veya bir ip çekilir. Oyuncuların rahat oynayabilmesi ve karışıklılığı önlemek için halkın belirlenen bu sınırı, çizgiyi geçmemesi gerekir. Alanın tam ortasına kesilen çam odunları konur ve yakılarak ateşin etrafa ışık vermesi sağlanır. Çam ağacının kullanılmasının sebebi, çamda bulunan çıranın daha hızlı yanması ve etrafa ışık vermesidir. Sinsin oyununda belirli bir oyuncu sayısı yoktur. Herkes katılabilir. Oyunu oynayan oyuncu davul zurna eşliğinde yanan ateşin etrafında sağ eli havada, sol eli belinde geriye doğru giderek ateşin etrafında dönmeye başlar. Dönen oyuncunun çok dikkatli olması gerekir. Devamlı olarak sağını, solunu, önünü ve arkasını kontrol etmesi gerekir. Nedeni ise ateşin üzerinden atlayıp gelen başka bir oyuncu, sınırı geçmeden ona yetişirse bir iki tane vurur. Bazen ortadaki oyuncuyu yakalayan kişi ona vurmayıp sarılıp öperek centilmenlik yapar. Fakat ortadaki oyuncu dışarıdan geleni fark edip çizgiyi geçerse, ortadaki oyuncu kurtulur ve ona vurmak isteyen kişi ateşin etrafında dönmeye başlar. Bu oyun köyler arasında oynanıyorsa oyun kız tarafında, yani kızın köyünde oynanır. Böylece güzel bir kaynaşma ortama çıkarsa da bazen kavgayla biten oyunlar da olmaktadır. Heyecanlı ve zevkli bir oyundur.
Hikaye Mahmut Çavuş ve Eşi Köyün birinde bir aile yaşarmış. Bu ailenin sadece bir oğlu varmış adı da Mehmet Çavuşmuş. Bu oğlan büyümüş askerlik yaşına gelmiş. Mehmet Çavuşun anası bir gün kocasına "gel bu oğlan askere gitmeden evlendirelim" demiş. Kocası da kabul etmiş "Tamam, amma çocuğu ikna edelim" demiş. Karı-koca oğullarını karşılarına almışlar "Gel oğlum sen askere gitmeden seni evlendirelim" demişler. Ancak oğlan kabul etmemiş "Ben askere gitmeden evlenmem" demiş. Ancak ana ve babası kendilerine bakacak, yardım edecek, can yoldaşı olacak bir gelinleri olması gerektiğini anlatmışlar ve o kadar baskı yapmışlar ki Mehmet Çavuş kabul etmek zorunda kalmış. Mehmet Çavuş'a köyden bir kız bulmuşlar ve evlendirmişler. Mehmet Çavuş evlendikten sonra askere gitmiş. Bu arada bir savaş olmuş ve Mehmet Çavuş bu savaşta düşmana esir düşmüş. Yirmi yıl esir kaldıktan sonra düşman elinden kurtulup köyüne dönmüş. Bu arada Mehmet Çavuş askere giderken karısı da hamileymiş ve o askerdeyken doğurmuş. Bir oğulları olmuş. Mehmet Çavuş evine döndüğünde pencereden bir bakmış ki karısının koynunda bir delikanlı yatıyor. Silahını çekmiş ve karısını tam vuracakken "ben sazımla bir iki söz söyleyeyim de işin doğrusunu öğreneyim. Eğer iş benim bildiğim gibi değilse karımı öldürmem" demiş. Almış eline sazı ve Mehmet Çavuş söylemeye başlamış: Akşamınan kaldırsana Kandilini yandırsana Koynunda yatan yiğidi N'olur bana bildirsene
Kadın sazın sesini duyunca uyanmış ve eline sazı alıp : Akşamınan kaldırmışam Kandilimi yandırmışam Koynumda yatan yiğidi Ben mememden emdirmişem
Mehmet Çavuş: Aşağıdan gelir tatar Kamçısını atar tutar Garip oğlan nerde yatar N'olur beni al içeri Karısı: Aşağıdan gelir tatar Kamçısını atar tutar Garip oğlan handa yatar Yolcu isen git yoluna
Mehmet Çavuş: Hastayım ata binemem Biner de geri inemem Ay karanlık yol bulamam N'olur beni al içeri
Karısı: Hastasın ata binersin Biner de geri inersin Ay mehtaplı gündüz gibisin Yolcu isen git yoluna
Mehmet Çavuş: Aşağıdan gelir kervan Dizlerimde yoktur derman Mehmet Çavuş sana kurban N'olur beni al içeri
Karısı: Aşağıdan gelir kervan Dizlerinde vardır derman Kollarım yastık saçlarım yorgan Ev senindir gir içeri
Masal
Güdük Tilki
Adamın biri yolda gidiyormuş. Bir teneke bulmuş, içini açmış ki bir yılan. Kutunun içindeki yılana acımış, dışarı çıkamıyor diye düşünmüş, yardım etmek için kutunun kapağını açmış ve yılanı serbest bırakmış. Yılan dışarı çıkınca kızmış: "Niye beni kutumdan çıkardın, seni sokacam." demiş. Adam amacının iyilik olduğunu, onu kurtarmak için kapağı açtığını anlatmaya çalıştıysa da bakmış olacak gibi değil: - Gel ilk karşılaştığımız üç varlığa soralım eğer sok derlerse sokarsın, yoksa bırakırsın, demiş. Giderken su karşı gelmiş. Yılan suya sormuş: - Bu insanoğlunu ben sokacam, sokayım mı sokmayayım mı? demiş. Su: - Suçu ne adamın?" demiş. Yılan da: - Ben kutumda ne güzel yaşarken, kutumun kapağını açtı ve beni dışarı çıkardı, demiş. Su: - İnsanoğlu değil mi, gelir beni içer, elini yüzünü yıkar, döner bir de tükürür, sok gitsin, demiş. Yola düşmüşler, giderken bu sefer de bir ayıya rastlamışlar. Ayıya durumu anlatmışlar Ayı: - Hiçbir suçum yokken, etim yenmez, derim para etmez iken beni vurmak için sıraya geçerler. İnsanoğlu değil mi sok gitsin, demiş. Üçüncü olarak da tilki karşı gelmiş. Adamın son şansıymış eğer tilki de sok derse yılan kendisini sokup öldürecek. Tilki hilakardır ya adam hem bundan yararlanmak istemiş hem de işi şansa bırakmamak için tilkiye gizlice işaret etmiş, üç parmağını göstermiş. Yılan bu sefer tilkiye sormuş sorusunu. Tilki: - Adamın suçu nedir? demiş. Yılan da: - Beni kutumdan çıkardı, demiş. Tilki: - Hani kutun nerede? demiş. Kutuyu göstermişler. Tilki kutuyu eline almış, bakmış. - Sen bu kutuya sığmazsın, gir de bir deneyelim bakalım, sığıyor musun? demiş. Yılan kutuya girmiş, kuyruğu dışarıda kalmış. Tilki: - Kuyruğunu da içine sok, demiş. Yılan tamamen kutuya girince tilki vurmuş kutuya ve yılanı öldürmüş. Adama dönmüş ver üç tavuğumu, demiş. Adam dur getireyim demiş. Az sonra elinde bir torba ile gelmiş. Tilkiye dönerek: - Tek tek mi bırakayım, hepsini birden mi bırakayım, demiş. Tilki: - Hepsini bir bırak ben toplarım, demiş. Adam torbayı boşaltmış ama torbadan üç köpek çıkmış. Tilki kaçmış, köpekler kovalamış, sonunda mağarada sıkıştırmışlar. Köpekler tilkinin kuyruğunu koparmışlar. Tilki köpeklerden kurtulmuş ama kuyruğu koptuğu için arkadaşları tilkiye "Güdük Tilki" demeye başlamışlar. Tilki ne yapsam da güdük tilkilikten kurtulsam, dedirtmesem diye düşünürken aklına bir fikir gelmiş. Arkadaşlarına: - Bir ağaç biliyorum çok güzel armutları var, gelin oraya gidelim, armut çalalım, demiş. Beraber gitmişler armut bahçesine. Arkadaşları sormuş: - Ya sahibi gelirse ne yaparız? Güdük Tilki de: - Ben ağaca çıkayım siz aşağıda bekleyin, sahibi gelirse siz kaçın, ben de ağaçtan atlar kaçarım, demiş. Onlar da kabul etmişler. Güdük Tilki tam ağaca çıkacakken: - Ama ağacın sahibi gelince hadi siz kaçarsanız, bana haber vermezseniz ben yakalanırım. En iyisi ben sizin kuyruğunuzu bağlayayım, ben armuda çıkayım. Siz sahibi geliyor diye bana haber verince ben ağaçtan iner sizin kuyruğunuzu çözer beraber kaçarız, demiş. Bağlamış arkadaşlarının kuyruğunu çıkmış ağaca. Ağaca çıkınca bağırmaya başlamış: - Sahibi geliyor, kaçın, diye. Kuyruğunu koparabilen kaçmış. Böylelikle hepsinin kuyruğu kopmuş ve hepsi de güdük tilki olmuş.
|
|
|